#Blogfirtinasi - 17. gün: Adrenalin sevdası...

15:29

Arada boşluk var biliyorum ama bir yerden devam etmek lazım, aslında bugünün konusu - yediğimiz yemeği ağız sulandırma raddesinde anlatmaktı ama ben dedim ki yarının konusu daha güzel, yediğim içtiğim benim olsun siz gördüklerimi okuyun efenim :)


Kahramanımız, sevdiceğiyle evlendiği gün musmutludur, arada 1000 km. mesafe ile iki adet düğün macerasından sonra yorgunluktan ölse de en önemlisi "bitmiştir" tantana, şimdi eğlence zamanıdır!

Balayı lokasyonu olarak tavsiye üzerine Ölüdeniz seçilmiştir, denizi temiz - gezilip görülecek yerleri boldur, e daha ne olsundur. Mersin'den yola çıkılıp Antalya'da en yakın arkadaş bırakılıp oradan Ölüdeniz'e geçilmiş, yol saatler saatler sürmüştür ve ilk akşam otele kayıt yaptırılmış ve yorgunluktan bitap düşmüş bir şekilde uyuyakalınmıştır. Sabah aile dostu büyüklerimizden gelen "genç kumrulara bir ömür boyu mutluluk" dileyen mesajla kahkahaya boğulmuşlardır genç kumrular, kollarını kaldıracak halleri yoktur zira üst üste iki düğün uzun upuzun yollar ve genç kumrular, hala hatırladıkça gülüyorlardır bu anı :)

İlk gün etraf kolaçan edilir, nerede ne yenir ne yapılır vs. derken bir tur acentasına girilir. 5 günün 5'ine de etkinlik planlanır ve hatta Angara'nın bozkırında yaşamanın neden olduğu "kabuğumuzu kıralım" takıntısı ve aylarca süren düğün dernek organizasyonunun vermiş olduğu yorgunluk ve can sıkıntısıyla etkinliğin dibine vurulur.

İkinci gün tekne gezisine çıkılır, birbirinden güzel koylar gezilir, Kelebekler Vadisi görülüp hayran kalınır, şelaleye kadar yürümeye karar verilir (ki o şelalenin varlığı belki de bir şehir efsanesidir) ve yolun karşı tarafından geri dönen iki İngiliz teyzenin uyarısıyla yarım saat gidilen yolun sonunda bir halt olmadığı anlaşılır (ama bu çiftimizi ilerleyen yıllarda yürüye yürüye oralara buralara gitmekten yıldıracak mıdır, cevabını buradan da alabilirsiniz:)). Dönüşte de "Genç Osman" mehter marşıyla göbek atmaya çalışan turistlere bol bol gülünür, yenir içilir otele geri dönülür. 

Üçüncü gün jip safariye çıkılır, güneşin altında kilometrelerce gidilir, geçtikleri yollardaki veletler içi su dolu balon, su tabancası, kova, şişe vs. Allah ne verdiyse su manyağı ederler genç çiftimizi, bir yandan sövülür (böyle adet mi olur la?) bir yandan gülünür. Saklıkent'e gidilir, adını hatırlayamadığı ama güzergah boyunca hayran kaldıkları bir sürü yer görülür. Günün sonunda başına güneş geçmiş olan Roxy'nin midesi jiplerin mazot almak için durmasıyla beraber isyan bayrağını çeker. Oteller bölgesine gelindiğinde artık zor nefes alan hatun eşine el kol hareketleriyle hemen inelim! işaretleri yapar ve apar topar inerler. Sonrası malum efenim mide bulantısının kaçınılmaz sonu!.. Otele gidip birkaç saat dinlenen çift akşam yemeği için dışarı çıkar ve gülme krizlerine girerler, hatun kişinin kirlettiği kaldırımın yer aldığı sokak boylu boyunca yıkanmıştır efenim! (öyyk böyyk!:)) Belediye çalışıyor ama efenim :)))

Dördüncü gün daha sakin takılan çiftimiz başka bir tekne turuna çıkar, su altındaki harabeleri seyreder, bol bol deniz temiz hava, sakin bir gün geçirir, bir sonraki gün başlarına geleceklerden habersiz mutlu mesut otellerine geri dönerler.

Beşinci gün son gündür, en güzel etkinlik bugüne seçilmiştir. Sabahın köründe kalkan çiftimiz biner bir minibüse başlar Babadağı'na tırmanmaya. 45-50dk. süren tırmanıştan sonra zirveye varan kahramanımız hayran hayran manzarayı seyreder bir süre... Ölüdeniz'e tepeden bakıyordur ve az sonra tüm manzara kuş misali ayaklarının altında kalacaktır. Tandem yamaç paraşütü yapacağından pek gerilmez kahramanımız, güvenlik talimatlarını dinler, hocasıyla tanışır, birer birer havalanıp giden paraşütlerin ardından hayran hayran bakar durur, sıram gelse diye iç geçirir, eşiyle beraber ayrı paraşütlerle havalanacakları için aklının bir yarısı da eşindedir. Tulumu giyer, bağlantıları kontrol ederler ve ne olduğunu anlamadan paraşütü havalanmıştır bile, yamacın ucuna doğru birkaç adım atması yeter - havadadır işte - uçuyordur! Rüyalarında hep uçmuştur hatun ama bu rüyalarından kat kat güzeldir ve en önemlisi gerçektir! (yıllar sonra aynı hissiyatı yaşamak isterken Parasailing denemesinde öleyazmasına neden olan his bu histir - ha akıllanmış mıdır derseniz; bilmem ki :))

Manzarayı seyrederken eşinin sesini duyar, yan yana uçuyorlardır, ah ne güzel bir kelime oyunu bu der içinden, mutluluktan uçan yeni evli çift! Hocasına eşini işaret eder, onun paraşütüne doğru yönelirler ve hatun eşinin paraşütünün üzerinde yürür :) Hoca sağolsun bakar ki kızımız pek bir eğlence düşkünü, spin atalım mı şunu yapalım mı vs. der - kızımızın keyfi yerinde tabii, yapalım yeaa deyiverir, hay demez olasıdır!

Paraşüt ve tabii hanım kızımız dönmeye başlarlar, nefes kesicidir en başta, atmaca gibi düşünün biraz dönüp alçalıp tekrar yükseliyorsunuz - ama bunun dakikalarca sürmesi hatunun midesine yine isyan bayrağını çektirir. Neyse ki sahil görünmüştür ve birkaç dakika içinde iniş gerçekleşecektir, sahil ne kadar da kalabalık diye düşünür genç kız, midesini rahatlatmak uğruna bu kadar insanın üzerine böyyk diye.. Ya da havada alçalırken nasıl ne şekilde... Daha fazla iğrençleşmesine gerek yok bu hikayenin diye düşünür sonra, çok rahat bir şekilde iniverir sahile ama bacakları tutmaz bir süre :) Başı dönüyordur ve feci halde midesi bulanıyordur... Eşinin koluna girer ve biraz yürüdükten sonra açılır kendine gelir...

Bu hikayenin üzerinden 6 yıldan fazla bir süre geçmiştir, kahramanımızın en sevdiği tatil bu olmuştur, aşk macera aksiyon 32 kısım tekmili birden vardır çünkü :)

Sizde var mı böyle tatil hikayeleri? En başta dediğim gibi, yediğiniz içtiğiniz sizin olsun bana gördüklerinizi anlatın :) (Hayır yanlış anlamayın yediğinizi içtiğinizi canım istiyor sonra! :))

Esen kalın efenim, mutlu haftalar diliyorum.

Not: Ben bu haftanın enerjisini dünden depoladım, çok sevdiğimiz blogger arkadaşlarla erken bir yılbaşı partisi yaptık, onun detaylı yazısı sonra gelecek efenim, şimdilik bize ait bir fotoyla başbaşa bırakıyorum sizi :)


PEK YAKINDA :) #Bloggeryilbasipartisi (IG)



You Might Also Like

2 yorum

  1. :)) Canımm Fethiye ye her gitmemde düşünürüm paraşüte binmeyi de bir türlü cesaret edemem..Bayıldım cesaretine şekerim :) Tebrikler.. Bizimki ler hep klasik tatil işte, öyle atraksyon falan yok, deniz kum güneş işte :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. muhteşem bir his ama bir o kadar riskli tabii, herseye rağmen iyi ki yapmışım diyorum. işte bir delilik anı gerekiyor bazen, yetiyor fazlasıyla:)

      Sil

burdan buyrun efenim, çekinmeyin, ben hiç çekiniyor muyum? :)