#Blogfirtinasi - 3. gün: Kayıp Kıta Mu'yu Bulup Döncem Ben Sana

10:26




Elimde çok fazla bir bilgi yok, işte herşeyi bu kadar gizemli yapan da bu... Atlantis'i herkes duymuştur belki, Mu kıtasını duymayan varsa da benden dinlesin istiyorum, bir şey biliyorum da yazıyorum değil mi efenim :)

Atlantis kimine göre efsane kimine göre gerçekten var olmuş bir yerleşke, ki ütopik anlatımlara baktığımızda neden var oluşunu uzun süre sürdürememiş anlayabiliyoruz. Ben de anlatılanların etkisiyle Atlantis'i araştırırken rastladım Mu'ya. İnternetteki bilgileri tüketince hakkında yazılan kitapları aldım okudum.

Mu kıtası Büyük Okyanus'ta yer almakta ve 14 bin yıl önce batmış gitmiş diyorlar; Çin Hindistan ve Güney Asya ülkelerinin o tarihlerdeki yazıtları incelendiğinde "kıtamız battı ve biz de buraya kaçtık" şeklinde açık seçik ifadeler var. Buradan iki sonuca varıyorum, öncelikle böyle bir kıta var olmuştu ve o kıtadaki uygarlık binlerce yıl öncesini düşündüğümüzde deniz yoluyla kaçarak başka topraklara sığınabilecek bir teknolojiye sahipti! 

Şu anda denizler altında bilmem kaç bin fersah derinlikte kalıntıları yer alan bu kıtayı nasıl ziyaret ettiğimi anlatmak isterim size, zira günümüz gerçekliğinden farklı bir algı ile yaklaşmanızı rica edeceğim, belki de arz ederim efenim :)

Mu kıtasındaki insanlar bizden farklı olarak astral seyahat, durugörü, telepati, vb. alanlarında oldukça gelişmişlerdi - ya da biz bu yetilerimizi zamanla kullanamaz olduk da diyebiliriz, n'oldu annem bize? :) Bendenizin nacizane kendi çapında enerji, boyutlar, rüya kaydı tutma, okültizm ve mistik bir dolu zımbırtılarla uğraştığı ergen yıllarımdan miras kalma az biraz kırık tahtalarım vardır üzerinize afiyet... Sabah kahvemi Santorini'de içerken, yine böyle bir gün baktım ki matrikste bir dalgalanma oluyor, tövbe estağfirullah, kahve lekesi de çıkmaz şimdi, hay bin kunduz neler oluyor?! Bu bir solucan deliği olabilir dedim engin fizik bilgime dayanarak, bir de etrafı yokladım tabii, benden başka da kimsenin dikkatini çekmemiş meret, herkes kahve kruasan eşliğinde gazetesini okuyor, kaç cent bahşiş bıraksam diye düşünüyor. 

Yavrum bu delik senin için açılmış dedi içimdeki meraklı ses, eksik tahtalarımdan ötürü olasılıksızlığa inanmayan bendeniz, kahvemden bir yudum daha aldım sigaramdan bir nefes daha çektim ve bir sabah ancak bu kadar planları bozabilirdi diye düşündüm. Başka zaman olsa görmezlikten geleceğim bu delik beni nasıl içine çekebileceğini çok iyi biliyordu, zaten bu yüzden gözlerimi ondan alamamıştım. Bir düşünsenize gökkuşağının başının sonunun var olması dahi tartışılıyorken ayağınızın dibinde bitivermesini... Demiştim efenim, bizden daha farklı bir bilişsel boyutta olduklarını - bilmişlerdi gökkuşağının bendeki çağrışımını ve beni böyle davet etmişlerdi 14 bin yıl önce battığı (ve belki de hiç var olmadığı düşünülen) sanılan kıtaya - herşeyin başladığı topraklara böylece adım atmış oldum.

Alice harikalar diyarında etkisiyle bir süre kendime gelemedim, onlar mı dev ben mi cüceyim diye düşündüm durdum - halbuki ben Avrupa standartlarında normal boylarda bir hatundum ve normal şartlar altında hiç boy kompleksi yaşamazdım - binaların gökyüzüne ulaştığını düşündüm boynumun ağrısından bakmaya takatim kalmayınca. 

Bitli turist misali etrafımda bana nerede olduğumu söyleyebilecek bir tabela aradım, sembolleri fark etmemle (nasıl fark etmeyeceksem devasa yazıları?!) Mısır'da olabileceğim aklıma gelse de başka türlü bir şey var diye mırıldandım. Muazzam bir kentleşme neticesinde hangi noktadan bakarsanız bakın caddeler ip gibi diziliydi ve üzerine tırmanmayı başardığım insanla beraber çıktığım binanın üstünden gördüğüm kadarıyla Atlantis'te tasvir edilen şehir planının temeli burada yatıyordu. 

Gökyüzünün rengi ise her saniye değişiyordu sanki, normal olmayan bir şeyler vardı, insanlar bu yeri terk ediyorlardı ama neden? Nefes almakta zorlanıyor gibiydim, gözlerim batmaya başlamıştı - bir savaş mıydı gördüklerim ya da bir doğal afet miydi bunu hiç bilemeyeceğim. Bir veda dahi edemeden koşar adım kendi deliğime geri döndüm, kahvem hala sıcaktı sigaramda bir fırt daha vardı, kaç nanosaniye geçti diye düşündüm bir an - sonra o an ne kadar sürdü derseniz bakın onu bilmiyorum :)

Siz siz olun Mu'ya giderken ortalığın sakin olduğundan emin olun, benim gibi her gördüğünüz deliğe girmeyin, yanınızda sembol kitabınız mutlaka olsun ama kaybolmanız mümkün değil zaten, vize pasaport uğraştırmıyorlar yalnızca hayalgücü gerekiyor, ilk atalarımız olan insanları da cana yakın - daha ne olsun? :)

Bu arada Mu'nun Atatürk'ün de araştırılmasını istediği bir kıta olduğunu ve bir ekip kurup araştırmalar yaptırdığını biliyor muydunuz? (Meraklısına bkz: Tahsin Mayatepek)



You Might Also Like

2 yorum

  1. şu anda deseler ki herşeyi bırak git Mu'ya tarlaya adam arıyolar inan giderim, o derece bıkmışım yani..hep bu bıkkınlıktan sanırım Harry Potter'lar, Dr.Who'lar,Lost'lar falan ilgimi acaip çeker..insanın bunaldığında kaçabileceği bir paralel evreni olmalı yahu..orda 2 gün kalıcaksan döneceksin ki burada 2 yıl geçmiş..giderken senin sorun sandığın şey yok olmuş gitmiş..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçeklik bu kadar sıkıcı olmasaymış o zaman! :)
      Biz de kaçıp gidecek yer arıyoruz ne yapalım! :)
      Hayat hiç bir şey için yeterli uzunlukta ya da kısalıkta değil ama arada bir kaçma iyi geliyor yine de, yorum bırakan ellerin dert görmesin, öpüyorum kocaman :)

      Sil

burdan buyrun efenim, çekinmeyin, ben hiç çekiniyor muyum? :)