Durance Söyleşileri -4- Parfüm Uzmanı Vedat Ozan ile Koku ve Parfüm Üzerine

10:00

Koku bizi hayatta tutan birinci duyumuz, günde yaklaşık 23.000-23.500 defa koku alıyoruz ve daha anne karnındayken 24 haftalıktan itibaren 100-120 kokuyu tanıyarak doğuyoruz... Durance'in davetiyle bu ve buna benzer pek çok bilgiyi bize hoş sohbetiyle aktaran Vedat Bey ile 6 Aralık Pazar günü JW Marriott Ankara Otel'de keyifli bir söyleşide bir araya geldik.
Süskind'in Koku romanını okumazdan evvel böylesine ilgili miydim kokularla anımsamıyorum, ilgiliyim derken de her kokuyu bilirmişim gibi olmasın, herhangi bir yiyeceği/içeceği koklayıp şeker ve tuz oranını/olup olmadığını anlayabildiğimi söyleyeyim ve hakkımda bilinmeyen gereksiz bilgiler köşesine not düşmüş olayım :) Vedat Beyin söyleşisinden notlarla devam etmek istiyorum yazıma, zira benim garip koku dünyam bambaşka bir yazının konusu olabilir ancak :)
Kokuyu tanımlarken başka duyularımızdan ödünç aldığımız kelimelere ihtiyaç duymamız oldukça ilginç aslında, Adam Fawer'ın Empati kitabını okumuş olanlar bu durumun çoktan farkındalar belki de; bir duyuyu tanımlarken başka bir duyudan yardım alma hususuna aşina olanlardan mısınız sizde? Şekerli bir koku, ağır bir koku, baharatlı bir koku gibi gibi... 
Anne karnındayken de kokuları tanımaya başladığımızı yazının başında söylemiştim ve tahmin edebileceğiniz üzere anne kokusunu tanıyarak doğuyoruz, ancak benim yeni öğrendiğim ve pek hoş bulduğum bir başka gerçek ise plasenta sıvısının kokusuyla annenin meme ucunun kokusunun %80 oranında aynı olması.
birvarimbiryokum-blogspot-com-tr-durance-soylesi.jpg
Arada Latinceden pek çok örnek de vererek konuşmasını sürdürdü Vedat Bey, anosmic; koku alamayan, fantosmia; gerçekte var olmayan kokuları algılama, kakosmia; kokuları kötü olarak algılama, vb. İşin içine Latince girince hemen formülleniyor anlatılanlar tabii; fumum=duman ise perfumum=dumanla yükselen gibi :) 
Kokular insanlık tarihi boyunca pek çok farklı biçimde anlamlandırılmış, işlenmiş ve kullanılmış. Tevratta din adamları tarafından kullanılması için gram gram formülü verilen kutsanmış yağ mevcut. Hz. İsa doğduğunda ona götürülen üç hediyeden biri koku olarak kullanılmak üzere köklerden oluşuyor ve bu kökler hala kiliselerde tütsü olarak kullanılıyor. 
Eski zamanlarda parfümcü olabilmek de kolay değilmiş, yedi yıl çıraklık süresinin ardından bitirme tezi olarak tuval üzerine koku işleme yapılıyormuş - ki "eau de toilette" de buradan geliyormuş. 
Kötü kokuların hastalık yaptığına inanıldığı bir dönem de var elbette, 1800'lerin sonuna kadar süren bu dönemde ise giysilerde kullanılan kumaşlar ve deriler kokulandırılıyor. Bu teorinin adı "Miasma" ve Yunanca kötü hava anlamına geliyor, daha sonraları İtalyanca "malaria" (kötü hava) ismiyle sıtma hastalığının da adı oluyor hatta. 
Ahh bir de Josephine var, Napoleon'un biricik aşkı, seni unutursak kalbimiz çürüsün! Josephine güllere aşık, Napoleon ise daha ferah kolonya tarzı kokuları seviyor. Josephine Napoleon'a evlat veremiyor, aşk ne kadar büyük olsa da Napoleon'un evlat sahibi olması için bir başkasıyla evlenmesi gerekiyor ancak Josephine de saraydan ayrılmadan önce yatak odasının duvar kağıtlarını kendi sevdiği ağır bir kokuyla kaplı kağıtlarla değiştirtiyor. Napoleon'a Josephine saraydan ayrıldıktan sonra dahi orada olduğunu düşündürmüş bu koku, ah Josephine seni unutmak mümkün mü? :)
Günümüzde hayvansal ya da bitkisel yollardan değil de sentetik olarak üretiliyor pek çok koku; hayvansal olarak üretilmemesine sevinmek gerekir elbette. Ancak elma dediğimiz o kokunun benzil asetat ve fruktanın birleşimi olduğunu öğrenince, bitkisel yollardan dahi koku üretilmemesine üzülüyor insan. Vedat Bey, yanında getirmiş olduğu hem gerçek hem de sentetik Misk ve Amber kokularıyla tanıştırdı bizi. Gerçek ambere ulaşılması çok büyük şans eseri oluyor, balinaların sindiremedikleri enzimleri okyanusa bırakmaları sonucunda oluşan amber bir şekilde kıyıya ulaşacak ve onu bulan insanlar olacak da.. bu nedenle ufacık bir parçası dahi servet değerinde. Misk ise adını aldığı geyik türünün erkeklerinin testislerinin üstünde bulunan bir bölgeden elde ediliyor ve maalesef bu kokunun aynı zamanda cinselliği güçlendirdiğine inanıldığından az da olsa hala hayvansal olarak elde edilmeye devam ediliyormuş...
birvarimbiryokum-blogspot-com-tr-durance-soylesi.jpgKoku hakkında pek çok bilgi edindiğimiz, bu keyifli söyleşi daveti için Durance'e bir kere daha teşekkür etmek isterim. 
Sizlere mis kokulu öpücükler gönderiyorum efenim :)

You Might Also Like

6 yorum

  1. Nasıl bilgilendirici bir yazı benim için. Hep aklımın bir köşesinde olan "koku hakkında kitaplar okumak ve araştırma yapmak" fikrine çözüm olmuş adeta. Daha geniş zamanımda not alarak okuyacağım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vedat beyin söyleşisi 2 saate yakin sürdü ve aslında çok daha fazla çağrışım uyandirdi bende ama sıkmadan aktarmak istedim, yazıyı begenmene cok sevindim :) Koku romanini mutlaka tavsiye ederim, filmini büyüsü bozulmasın diye izlemedim ben.

      Sil
    2. Okunacaklar listemde var ama bir türlü okuyamadım :)

      Sil
    3. Ah o listeler hiç bitmiyor ki :)

      Sil
  2. Ahh bir Josephine bir Macar kraliçesi Elizabeth; her ikisi de yeni idollerim :)) Tarihe kokularıyla damga vurmak böyle birşey demek ki ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kokularıyla damga vurmak dedin ya, aklıma pis pis şakalar geldi. Ama bak yapmıyorum, çok hanfendiyim çünkü ben :)

      Sil

burdan buyrun efenim, çekinmeyin, ben hiç çekiniyor muyum? :)